Ara
  • Burcu Demir

BİTEN MAYISLAR, GELEN HAZİRANLAR




2020’ye koca bir bahar verdik. Nisan mayıs bir şekilde geçti gitti, hazirana ulaştık bile. Hoş geldin sevgili yaz. Korkunç bir baharın ardından bizi bir parça mutlu edersen seviniriz diyeceğim ama kendi iyimserliğimden utanıyorum artık. Dünya alev almış yanıyor, Amerika’da insanlar şu çağda hala eşitlik için sokaklara dökülüyor, ülkelerin ekonomisi korkunç, korona zaten kendi başına korkunç. Haziran gelse ne, yaz gelse ne..

Neyse…

Geçen ay biterken ne okudum ne izledim üstünden geçmiştik birlikte, benim için de iyi olmuştu. Bu biten mayıs ayı için de öyle ufak bir listem var sizlerle paylaşmak istediğim. Gerçekten ufak bir liste ama, çünkü neden oluyor nasıl oluyor bilmiyorum ama ömrümün en işsiz şu günlerinde asla kitap okuyamıyorum. Boşluk demek aynı zamanda zamanın verimsizliği de demek belki de. O yüzden işte liste demeye dilim varmıyor yine de bir konuşalım bakalım 2020 mayıs ayında neler olmuş?



Kitaplardan bahsederek başlayalım. Geçen ay başlayıp Mayıs başında bitirdiğim Notre Dame’ın Kamburu sanırım şu izolasyon günlerindeki en iyi seçimlerimden biriydi. Çok baba bir klasik, en amiyane tabirle. Victor Hugo Fransız edebiyatının dev çınarı, bizi alıp 15. yy Fransasına götürüyor. Bir yandan sevgili Esmeralda’yı okuyoruz bir yandan koca yürekli Qasimodo’yu. Ah ya. Şimdi anında yine yüreğim sızladı. Qasimodo, Notre Dame’ın çirkin zangoçu. Bende çok derin izler bıraktı kitap, zaten nasıl bırakmasın, hikaye öyle çarpıcı, iyi ve kötü güzel ve çirkin ayrımları öyle kuvvetle betimlenmiş ki kalemle çizilmiş gibi hissediyorsunuz kitabı ruhunuzda. Şimdi bu mevsime çok yakışan bir atmosferi yok ama sonbahara ulaşırsak size Notre Dame’ın kamburunu yeniden hatırlatacağım, söz.


Edebiyat dünyasına dair bu ay başıma gelen bir diğer önemli olay da muhakkak 2017 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Japon yazar sevgili Kazuo Ishiguro’yla tanışmamdı. İki kitabını, Beni Asla Bırakma ile Uzak Tepeler’i peşpeşe okudum. Ve gerçekten daha derinlemesine tanımak istediğim bir dünyaya giriş yaptığımı hissediyorum. Uzak Tepeler mis gibi bir Japon kültürü tasviriydi, geleneklerin modern dünyayla nasıl çatıştığını okuyorsunuz. Beni Asla Bırakma ise İngiltere’de geçen, belli bir amaç için yetiştirilen bir grup insanın cocukluktan gençliğe uzanan hikayelerini anlatıyordu. Ama nasıl anlatmak… Hem çok gerçeküstü hem çok olabilir bir konusu vardı romanın, bence Black Mirror gibi Damızlık Kızın Öyküsü gibi hikayeleri seviyorsanız bu kitabı kesinlikle listelerinize ekleyin.


Kitaplardan bu kadar bahis yeter çünkü belki de aramızda bahsetmeye değer çok fazla kitap okumamış birileri vardır. Ama bu ay güzel filmler izledim Allah için. Yazıyı çok uzatmamak adına size beğendiğim birkaçını aktarıp ufaktan bitireyim. Çünkü malum normalleştik, yarın iş var.



Ayın en iyi filmi tartışmasız Jojo Rabbit’ti benim için. Yahu onlar ne güzel kostumler, dekorlar, müzikler. Dram ama böyle komedi unsurlarıyla süslenmiş bir dram. Başroldeki Jojo ise (adına google’dan bakmaya üşendim) oyunculuğu çok iyi, çok sevimli bir çocuktu. Bence sırf onun için defalarca izlenir.


Bu ay izlediğim ve ben sevdim siz de seversiniz diyeceğim diğer filmler ise Two Popes ve Klaus. Two Popes birbirinden farklı görüşlere sahip iki papanın eğlenceli, yer yer düşündüren hikayesini anlatıyor. Klaus ise iyiliğin bulaşıcılığı ve bir toplumu mutlu etmek için çocuklardan başlamak gerektiğini anlatan bir animasyon. Vaktiniz olursa çoluk çombalak izleyiniz.

Ve efendim benden bu pazartesilik bu kadar. Haziran’dan tek beklentim şu saçmasapan bir şekilde bir anda başlatılan normalleşme sürecini hastalıksız kazasız belasız atlatmak. Gerçi, korona gerçeğinden sonra sanırım artık hayata dair her yeni günden beklentimiz bu… Neyse…

(yazar burada ikinci bir neyse kullanarak yazının ilk paragrafına gönderme yapıyor, neyse de neyse.. )

63 görüntüleme

PAZARTESİ YAZILARI

©2019, Ormanların İçinde tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now