Ara
  • Burcu Demir

EKİM BİTERKEN



Uzun zamandır elim klavyeye gitmiyordu. Aslında yazasım da var ama yazarsam kötü şeyler yazarım diye korktuğumdan, biraz da tembellikten sanırım, pazartesiler geldi geçti ben hiç oralı olmadım.


Bugün işte haftalar sonra işsiz güçsüz bir pazartesi akşamında oturdum bilgisayarın başına. Günler sonbahar için, Ekim sonu için fazla sıcak olsa da geceler çoktan uzamaya başladı. Bir de malum korona riskleri olunca hepimiz erkenden evlere kapanıyoruz. Ben gerçi bayılırım böyle uzun akşamlara. Karanlıkta daha iyi odaklanan, daha iyi üretenlerden olmuşumdur hep. O yüzden bir şikayetim yok, alıyorum çayımı kahvemi yanıma yayıla yayıla tadını çıkarıyorum böyle akşamların. Şimdi de öyle bir akşam, ne yazacağımı çok planlamadım ama sabaha kadar yazsam yazarım gibi.



Böyle uzun sonbahar, kış geceleri bana hep Rus romanlarını hatırlatır. Dışarıda kar yağıyormuş Anna birazdan trenden inip Vronski’yi görecekmiş gibi somut hatırlatmalar hatta. Serde romantizm var, kaçılmıyor. Nitekim uzun zaman sonra bir kere daha Anna Karenina okuyorum şu günlerde. Öyle bitirmeye çalışarak değil ama, keyifli keyifli, yavaş yavaş, akşam kahvelerinin yanında. Bu yıl işte, korkunç günlerden geçiyoruz ya hani, her taraf yangın kıyamet, salgınlar afetler… Ben böyle kırılma dönemlerimde okuduğum şeyleri asla unutmuyorum. Anna Karenina’yı şu dönemde biraz da bu yüzden okuyorum. Pandemi ömrümüzün en özel zamanlarını yaşatıyorken yanıma gerçek bir yol arkadaşı daha almak istedim sanırım. Zira hep derim, gezegenler arasında bir liste hazırlansa Dünya’yı edebiyat açısından temsil edecek romandır Anna Karenina. Ve benim bloğumun sınırları içindeyseniz –öylesiniz- bu konu tartışmaya kapalıdır :)


Burada çok aktif yazamadığım bu günlerde bir de instagram takipçilerimle butik bir kitap okuma kulübü kurduk. Ondan da bahsedeyim, belki siz de katılmak istersiniz. Birlikte bir kitaba karar verip her ayın 21’ine kadar okuyor sonra da üzerinde üç beş kelam ediyoruz. Çok somut bir amacım da yok aslında ama dünyanın en devrimci eylemlerinden birine kolektif bir hava katmak istedim diyelim. Varolsun yoldaşlar! :)



Geçtiğimiz hafta hep birlikte Amerikan edebiyatının en kıymetli isimlerinden biri olan John Steinbeck’ten Gazap Üzümleri’ni okuduk kulüp vesilesiyle. Uzun soluklu ve toplumsal anlamlar taşıyan bir roman Gazap Üzümleri. Bir ailenin göçüyle başlayıp hayatta kalma çabasıyla devam ediyor. Kapitalizmin Amerika’da gelişmeye başladığı dönemlerde zenginle fakir arasındaki uçurumun nasıl açıldığını da çok somut bir şekilde gözler önüne seriyor roman. Ben tabii iflah olmaz bir Türk edebiyatı aşığı olarak romanı bizden Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde kitabına benzettim. Açlıksa aynı açlık, sınıf ayrımıysa o da öyle keza.



Sonra sonra, hafızamı son aylarda burada bahsetmeye değer ne yaşadım, ne okudum diye zorlayınca aklıma bir de Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanı geliyor. Sanırım en sevdiğim kitap isimlerinden biridir, И дольше века длится день, Gün Olur Asra Bedel… Okuyanlar bilir, Aytmatov bu romanında bir cenazenin defin hikâyesini anlatır. Bozkırın ortasında bir tren istasyonunun etrafında yaşayan üç beş insan… Trenler gelip geçerken hayatları da öyle durağan akmış gitmiş. Bir gün aralarından en yaşlıları Kazangap vefat ediyor ve onu istediği usullerde istediği mezarlığa defnetmek üzere bir gün sürecek bir yolculuğa çıkıyorlar. Biz de romanda anlatıcı Yedigey’in ağzından hem yıllar boyu bu topraklarda neler yaşadıklarını hem de kültürlerinin komünizmle nasıl değişime uğradığını dinliyoruz. Adı gibi asra bedel, uzun soluklu bir roman. Yolunuzu kesiştirmenizi tavsiye ederim.



Etrafımdaki insanlar zorlu günlerden geçtiklerini söylediklerinde onlara hep şöyle derim, üç ay önce başka şeyler için üzülüyordun, üç ay sonra da bu üzüldüklerin aynı uzaklıkta olacak diye. Zaman doğrusal değil belki evet ama hepimiz hayatımızın bir döneminde akıştan sıyrılıp sürece tepeden bakabilmeyi başarmışızdır sanıyorum. O his bence zor günleri kolaylaştıran en kıymetli şey. Kendim için de sıklıkla başvurduğum bir yöntemdir bu; kendi hayatıma tepeden bakmak. Ekim ayının bittiği şu günlerde tüm dünyada aynı şey konuşuluyor, bizi korkunç bir kış bekliyor olabilir. Oturup şimdiden olmamış şeyler için endişelenmektense günü yaşamayı tercih edenlerdenim hep. Şu an da böyle sanki ayaklarım yerden yükseliyor ve kendi hayatımı bir çizgi halinde görebiliyorum gibi. Bak Burcu bu sene Mart ayında bunları hissetmişsin, Nisanda bunlar olmuş, bu Eylül, burasını henüz yaşamadın ama bu Kasım, Ocak, bir Mart daha. Sen şu an buradasın, geçtiğin altı ayı yaşarken senin elinde olduğu halde değiştirmediğin neler vardı? Bir sonraki altı ayda bunları yine değiştirmemiş olmak seni yine mutsuz edecekse bu sefer işte ona göre yaşa.

Gibi.



Edebiyat tavsiyeleri bir yana bu da burada dursun, okuyanlardan birinin ruhunu ferahlatırsa ne ala. Zira kendimden biliyorum insan bazı dönemlerde hiç tanımadığı biri bile olsa birinin gelip “kendini çok üzme, bunların hepsi geçecek” demesine ihtiyaç duyuyor.


O yüzden işte, kendinizi çok üzmeyin. Bunların hepsi geçecek…

112 görüntüleme

PAZARTESİ YAZILARI

©2019, Ormanların İçinde tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now