Ara
  • Burcu Demir

japon edebiyatına giriş 101


Hayata karşı motivasyonumuzun tükendiği şu günlerde kalan yüzde 12’lik yaşam enerjimle bari buradaki yazılarımı ihmal etmeyeyim dedim, kollarımı sıvadım. Herkes iyiyse hoşsa mayıs ayının ilk pazartesisi sizlere biraz Japon edebiyatından bahsetmek isterim. Okuyacak ortalama 13 kişiye şimdiden selamlar, sevgiler.


Öncelikle bu malumatları tamamen kendi kişisel okumalarım neticesinde derlediğimi ve yorumlarımın fazlasıyla şahsi olduğunu beyan ederim. Amacım yazar ya da millet yermek, yüceltmek değil; -gerekirse onu da yaparız 3 Mayıs Türkçülük Gününüz kutlu olsun- ben şöyle edebiyat dünyanıza ufak bir çeşni katmak, yeni bir alan açmak için buradayım. Zira ben de bu alanla onuncu Murakami kitabımı okuduktan sonra "ya hu ben neden başka Japon yazar tanımıyorum ya hepsi böyle güzelse" farkındalığıyla ilgilenmeye başladım.

Yani evet, bu yazıda konuşacağımız ilk yazar Haruki Murakami bebeğimiz. Ama yazarları tek tek konuşmadan önce genel olarak Japon edebiyatı, Japon kültürü hakkında garip bir tespitimi sizlerle paylaşmak istiyorum; geleneksel Japon aile yapısı bize, Türk ailesine fazlasıyla benziyor arkadaşlar. Bu benzerliği ilk Kazuo Ishiguro’nun Uzak Tepeler kitabında hissetmiştim. Kadın karakter ve onun kayınpederiyle olan ilişkisi resmen geleneksel Türk ailesinin bir kopyası gibiydi. Bizde nasıl anaya ataya hürmet adı altında oluşmuş bir saygı geleneği varsa Japon aile yapısında da bu var. Garip bir benzerlik doğrusu. Okumalarım devam ettikçe başka kitaplarda başka yazarlarda da bu hissi pekiştirecek bölümlere rastladım. Biraz da bu benzerliği yakaladıktan sonra edebiyata yansıyan sosyal hayatın izini sürebilmek için başka yazarlar da okumak istedim. Şimdi size biraz bu okumalardan bahsetmek istiyorum.

Yukarıda da söylediğim gibi, Japon edebiyatı diyorsak popüler kültüre saygıyı bir borç bilip ilk Haruki Murakami’den bahsetmek lazım. Okuduğum on küsür kitabından sonra Murakami benim için içine girip kapıyı kapatabildiğim ayrı bir dünyanın yaratıcısı. Hem betimlemeleri, hem duygu geçişleri o kadar kuvvetli ki okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor, hikayenin içinden çıkamıyorsunuz. Bugüne kadar hiç okumamış olanlar için başlangıçta İmkansızın Şarkısı’nı tavsiye ederim. Murakami size Japonya içinde adım adım örülmüş bir modern zaman hikayesi sunacaktır.

Popüler kültüre adağımızı adadıktan sonra gelelim asıl edebiyata :) Yekten söyleyeyim, benim bu listede edebiyatını en kuvvetli bulduğum yazar 2017 Nobel Edebiyat ödüllü Kazuo Ishiguro oldu. Romanlarında bireylerin duygu, düşünce derinliğini öne çıkardığını, okurla bu bireysel hisler üzerinden bağ kurduğunu söylemek mümkün.

Özellikle Dünden Kalanlar romanında aşka hiç dokunmadan aşkı anlatışından etkilenmemek elde değil. Beni Asla Bırakma’da ise yazar rahatsız edici bir gerçeklikle kurduğu distopyasında sizi yine duygudan duyguya sürüklüyor. Azıcık sert bir edebiyat arayışında olanlar için her iki romanı da tavsiye ederim, mümkünse gece yarısından sonra ve en fazla bir iki oturuşta bitirilmeleri suretiyle.


Sıradaki yazarımız yine bireyselliği ön planda tuttuğu, hafif gerilimli romanlarıyla Kobo Abe. Yazarla tanıştığım kitap olan Kumların Kadını ise bu listede adını büyük harflerle yazmak istediğim ilk roman. Ne diyebilirim ki, zamanın ve mekanın içine sıkışmak hissini veren başka metinler de okudum ama hiçbirinde gözlerime, derime, saç diplerime kum tanelerinin dolduğunu hissetmedim.

Kumların Kadını kesinlikle bu yazıyı okuyacak herkesin tanışması gereken bir eser.


Şimdi bahsedeceğim iki eser ise sadece kişisel değil toplumsal olarak da bazı meseleleri kurcalayan eserler. İlki yine Nobelli yazarlardan Kenzaburo Oe’nin Kişisel Bir Sorun kitabı, diğeri ise Yukio Mişima’dan Altın Köşk Tapınağı. Oe, Kişisel Bir Sorun’da bize, günümüz dünyasındaki neyi niye yaptığını bilmeyen az olgunlaşmış otuz yaş erkek karakterinin gerilimini anlatırken Mişima eserinde tam tersi erkenden olgunlaşmış bir ufak ruhun kafa karışıklığını sunuyor.

Biri günümüz Japonyasına ait detaylardan, günlük hayattan; diğeri geleneksel Japon dinlerinden, tapınaklardan bahsediyor. Ben şahsen Kişisel Bir Sorun’daki büyümemiş erkek çocuğuyla muhatap olacağıma Altın Köşk Tapınağındaki büyülü, ruhani havayı tercih ederim. Siz bilirsiniz.

Ve hala okumaya devam edenler için finalde gayet eğlenceli bir kitabımız var. Tanizaki’den Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi. Adı üstünde ölüme yaklaşmış bir çılgın ihtiyar ve onun saplantı haline getirdiğini geliniyle olan ilişkisinin günlüğüne yansıması. Gülmek ve sinirlenmek garanti .

Evet efendim. Bu bolca uzayan, görselleri internetten toplama az emekli(!) yazımızın sonuna geldik. Başta da dediğim gibi aslında amacım okuma listenizde yeni bir alan açmak, buradan ekleyeceğiniz bir iki kitapla başka yolculuklara çıkmanızı sağlamak. Çünkü edebiyat böyledir, hiç bitmeyen bir yumağı sarmak gibi, siz çektikçe arkasından ip gelir. Okudukça daha az okuduğunuzu, sardıkça daha ne çok yolunuz olduğunu düşünürsünüz. Mottomuz belli, “ömür kısa kitaplar çok”.




63 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör