Ara
  • Burcu Demir

NEYSE HÂLİMİZ



Vizontele Tuba filminde rahmetli Tarık Akan’ın çok sevdiğim bir mektup sahnesi vardır; hani kütüphaneyi yaparlar, her iş biter ama kitap yok. Tarık Akan da kalkar gazeteci bir arkadaşına bir mektup yazar, dostum devlet beni kütüphanesi olmayan bir kasabaya kütüphane memuru olarak gönderdi, biz bir kütüphane yaptık ama hiç kitabımız yok der, bize kitap lazım der, Ankara soğuğunda çekilmiş bir de fotoğraflarını ekler. Arkadaşı da mektubu fotoğrafla birlikte gazetede yayınlar, sonra bir gün çeşitli okullardan, liselerden kamyon kamyon kitap gelir o kasabaya. Kütüphane kitapla dolar, taşar.


Bu yıl, çok sevdiğim bir arkadaşım doğum gününde kendisine yolladığım kitapları kabul etmeyince yayın evinden beni geri aradılar. Burcu hanım arkadaşınız hediyeleri kabul etmemiş, kitaplar bize geri geldi, biz şimdi bu kitapları ne yapalım, iptal mi edelim dediler. Canım sıkıldı tabi, hediye kabul etmemek büyük olay. Ama şu günlerde yayın evlerinin durumları da malum, almışız bir kere. Yok dedim, iptal etmeyelim. İptal etmeyelim de sizden başka bir adrese göndermenizi istesem olur mu dedim. Sağ olsunlar kabul ettiler. İstanbul’dan Ankara’ya gelip kabul edilmeyince geri dönen o kitapları bu sefer ta Artvin’e, Şavşat İlçe Kütüphanesine gönderdiler benim için. Herhalde ülkenin en çok yol yapan kitapları olmuşlardır bu yıl.



Bunu şimdi niye anlattım derseniz arkadaşımın muhtemelen durumdan haberi bile yok. Bizim Ankara soğuğunda birlikte çekilmiş eski bir fotoğrafımız da yok. Ama böyle bir hikayemiz var artık. O kütüphanede o kitapları kim kurcalasa ben burada hissedecekmişim gibi geliyor, garip bir mutluluk duyuyorum. Olay sanki bir çeşit ölümsüzlüğe, devamlılığa döndü. Kitapları okuyanlar, kitapları reddedenler, o kitabı oraya ileten kargocular, kim göndermiş bunu diye açan kütüphane memurları, okul çıkışı gelip kurcalayan liseliler, can sıkıntısından tekrar tekrar okuyan emekli öğretmenler… Ben sadece evinin kitaplığına bir iki kitap ekleyecektim, şimdi sınırda bir ilçenin kütüphane memuruna kadar olaya onlarca insan dahil oldu, hoş mu? Hoş valla. Her yeni yaşında bir başka kütüphaneye aynı kitapları göndermek mesela. Mesela bir sonrakini Yozgat Boğazlıyan İlçe Kütüphanesine. Vardır değil mi öyle bir kütüphane? Vardır vardır.



Orhan Pamuk Saf ve Düşünceli Romancı kitabında yazarla okur arasında oluşan muazzam bir köprüden bahseder. Yazarın kaleme aldığı eserle okurun okuduğu asla aynı şey değildir ve her ikisi de birbirini anlamaya çalışır diye. Yazar yazarken okurun okurken ne düşüneceğini düşünür; okursa okurken yazarın yazarken ne düşündüğünü. Ne muazzam bir boyut. Hiçbir fizik kuramıyla açıklanamaz ama var mı var. Bu kütüphane hikayeleri de olayın başka bir boyutu. Yazarın haberi var mıdır yazdığı bir kitabın böyle bir hikayesinin olduğundan ya da kitabı okuyan biri hissedebilir mi elindeki kitabın asla sadece bir kitap olmadığını?



Bugün yılın son pazartesisi malum. İnsanlık tarihinin koca 2020 yılını yedik yuttuk. Vedalaşalım mı, hadi vedalaşalım. Tüm genel geçer kurallarımız altüst oldu, değer yargılarımız değişti, güvenli bölgelerimiz yerle bir... Korkuyla terbiye edilmiş yorgun atlar gibiyiz. Takvimde tarihler, rakamlar değişince bir şeyin değişeceğini sanmıyorum gerçi ama, bitti mi bitti. Ölmedik, çok fazla ölüme, acıya, korkuya tanık olduk ve buradayız.


Zamanın ne olduğunu ve ne yöne değiştiği üzerine kafa yoran insanlara sonsuz saygı duyarım. Bence insanın en büyük varoluşsal sancısı zaman. Değişiyor, dönüşüyor, bükülüyor, kırılıyor. Bazen her şeyi anlamışsın gibi bir aydınlanma geliyor bazen bütün zihnin kapkaranlık oluyor. Şu ahir ömrümde zamana dair en net öğrendiğim ve sıklıkla tekrar ettiğim bilgi şu; iyi ya da kötü, üç vakit önce başka şeyler konuşuyorduk, üç vakit sonra başka şeyler konuşacağız. Hiçbir şey bugünkü gibi kalmayacak ve hissettirmeyecek.


Ha o üç vaktin ne olduğunu bana sormayın, üç gün mü olur, üç ay mı olur, üç yıl mı bilemem.

Ama bak orada, bak bak görüyor musun, şuradaki koca dağın üstünde.

Kanatlarını kocaman açmış, rüzgarda süzülüyor adeta. Ağzında da mektup mu desem, kitap mı desem, tarihin tozlu sayfaları mı desem…


Gündüz niyetine.



100 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör